Matias Aguayo, Minimuzikhol ve Red Bull'un sorularını yanıtladı!

En son güncellendiği tarih: 21 Şub 2019



22 Şubat'ta Minimüzikhol'de performans sergileyecek olan Matias Aguayo, Artemis Günebakan'ın Minimüzikhol ve Red Bull için sorduğu soruları yanıtladı.


Mini Edit: Jan Molti

Çeviri: Ezgi Hasçelik

#RedBullMusic

#MM10

İlk müzik eserinizi ya da ilk yaptığınız kaydı hatırlıyor musunuz?

 

O kadar erken başladım ki emin değilim. Kayıt kasetini keşfetmek benim için çok önemliydi, bu yüzden şarkıları, hikayeleri, hayali radyo programlarını vb. kaydetmiştim.

Hala sahip olduğum ilk kayıtlardan birinde yaklaşık 11 yaşındayım, çok komik, üstüne birkaç dilde şarkı söyleyip, hikaye anlattığım, commodore bilgisayardan gelen üst düzey bir elektronik ritim. Bazı insanlar partiye gidiyor, diğerleriyse “Teddybear Breakdance” hareketleri yapıyor. Kayıt sırasında farklı karakterleri taklit ediyorum ve alkış sesleri yapıyorum. Bunu arkadaşlarıma dinlettiğimde o zamandan beri pek fazla değişmediğimi söylüyorlar...


Şili'yi ailenle terk ettiğinde, zaten müzikle ilgileniyor muydun? Köln'deki çevre, müzik açısından Şili'den farklı mıydı?

 

Ailem neredeyse çocukken diktatörlükten kaçarak Şili'yi terk etti, çocukluğumun çoğunu Almanya'da küçük bir kasabada geçirdim, müziğe pek erişimim yoktu, bu yüzden çoğu zaman kendi deneylerimle icat etmek zorunda kaldım, bazen kendim, bazen de arkadaşlarımla. Bence Almanya’nın muhafazakar kırsalında yaşamak, diğer insanların müziğimle ilgili ne düşündüğünü çok fazla umursamadığım bir tavrı geliştirmeme yardımcı oldu. Oradaki insanların çoğu başka şeylerle uğraşıyordu ve ben çoğu zaman dışarıdan ve aykırı biriydim.


Müziğinin merkezinde insan sesi yer alıyor. Sesini ana enstrüman olarak kullanmaya nasıl karar verdin? Bu otantik sesi yaratırken ilham veren neydi?

 

Sesi ana araç olarak kullanmaya başlayışım çocukluk çağından geliyor. O zamanlar kayıt sırasında elimde birçok müzik aleti yoktu, bu yüzden sesimi bu şekilde kullanmaya alıştım. Ancak, Mayıs ayının sonunda çıkacak olan pratikte şarkı söylemediğim bir albümü yeni bitirdim. Fakat bu bağlamda bile, insan sesinin mantığından bir yaklaşımın yönlendirdiği bir düzenleme yaptığımı fark ettim. Bir şekilde şarkı söyleyen birini duyuyorsunuz, ama aslında şarkı söyleyen kimse yok.


Dünyanın birçok yerinde bulundunuz ve farklı geçmişlerden birçok müzisyenle işbirliği yaptınız. Bu seyahatlerin ve işbirliklerinin size öğrettiği en önemli şey nedir?

 

Bu seyahatlerin bana öğrettiği en önemli şey, farklı kültürel veya sosyal bağlamlardan gelen insanlarla iletişim kurmanın ve onlarla etkileşim kurmayı öğrenmenin yapabileceğiniz en ruhsal ve entelektüel olarak geliştiren şey olduğunu düşünmem. Bazen kolay değil ama benim için hayattaki en önemli şeydi.


90'lı yıllardan beri elektronik müzikle uğraşıyorsun. Yeni türlerin yükselişini gördün, internetin müzik üzerindeki etkisine tanık oldun. Bu yeni dijital dünyanın, sosyal medyadaki sürekli varlığın, akış sisteminin ve YouTube'un, müzisyenlerin yanı sıra dinleyicilerin müziği nasıl algıladıklarını etkilediğini düşünüyor musun? Müzik yaratma sürecinin bunlardan etkilendiğini düşünüyor musun?

 

Ben kesinlikle tüm müzik dünyasının Mark Zuckerberg'i ya da ücretsiz olarak çalışabilecek diğer özel kurumları desteklemeyi bırakması gerektiğini düşünüyorum. Twitter, Instagram ve Facebook hesaplarımı bıraktım ve diğer insalar da aynı şeyi yaparsa ve web'de etkileşim kurmak için başka platformlar bulursa ya da yaratırsa çok mutlu olurum. Yerleşmiş sosyal medya platformlarının müzik dünyasına sağlıklı olduğunu sanmıyorum. Bir anın belgelenmesi, anın kendisinden daha önemli hale geldi. Sosyal medya, girişimcilik ruhu ve hırsının müzikal hayal gücü ve şiirden daha fazla önemli olduğu bir kültürü desteklemekte. Yüzeysel ve ideolojik olarak zayıf bir çevrimiçi tartışmanın aktivizm için yanlış olduğu, herhangi bir sosyopolitik yaklaşımı bir tanıtım aracına dönüştüren veya radikal değişim fikrini gerçekten takip etmeyen bir kültürü destekliyor. Umarım bundan bir çıkış yolu buluruz.


Comeme plak şirketinden çıkan “Solidarity Forever” derlemelerinde, yeraltı kültürünü yeniden inşa etmekten ve distopik zamanlara karşı ütopik müziği desteklemekten söz ediliyor. Müziği ütopik yapan nedir? Müziğin insanlara ve topluluklara iyileşmesine nasıl yardımcı olduğunu düşünüyorsun?

 

Bence müzik, sihir anlamında konuşursak, içinde bulunduğumuz büyüden bizi etkileyebilir. Müzik güçlüdür ve insanların zihinlerini farklı şekillerde yönetmelerini, dans etmelerini, şarkı söylemelerini sağlar. Bu yüzden, şu anda gerçekleşen, insanlıktan çıkma konusunda bir savunma olabileceğini düşünüyorum. Ayrıca müzik ve sosyal değişimin daima diyalog içinde olduğunu ve birbirlerini yansıttığını ve ilham verdiğini düşünüyorum. Bu yüzden yeraltı rekonstrüksiyonu düşünüyoruz ve bu, kârla değil, bir anın gerçek tecrübesiyle bir kültür demek. Ayrıca, popülerlik yarışmasının durması gerekiyor. Kendini tanıtan ruhu ödüllendirmeyi bırakmalıyız ve dediğim gibi, dev teknoloji şirketleri tarafından yönetilen sosyal medya platformlarını kullanmakta ısrar edersek, bir topluluk olarak iyileşemeyeceğimizi düşünüyorum. Sömürgeci yorumlama ve kendini belgelemenin yerine, bilinçli olarak bağımsız bir müzik kültürünün varlığını destekleyen, müzik hakkında bir diyalog ve daha derin tartışma ve öğrenme için bize imkanlar veren alternatif bir kamusal alana ihtiyaç duyuyoruz. Yapısal olarak şu anda elektronik müzik dünyasına hâkim olan Avrupa merkezciliğine ve kültürel sömürgeciliğe karşı savaşmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde dans müziğinin kendisi gelişir ve daha kapsayıcı hale gelir.


Güney Amerika ve Avrupa'da sokak partileri düzenlediniz, ayrıca klüplerde de çalıyordunuz. Serbest sokak partilerinin siyasi ve ekonomik olarak ayrılmış grupları bir araya getirmenin yollarından biri olduğunu düşünüyorum; bu şu anda dünyanın ihtiyaç duyduğu bir şey. Dünyanın şu anki durumunu göz önüne alarak, nerede böyle bir parti vermek isterdin?


Artık partileri geçmişte yaptığımız gibi, izinsiz ve spontan, örneğin Buenos Aires şehrinin ortasında yapmak mümkün değil. Kamusal alan o kadar kontrol edilmeye başladı ki, birkaç dakika içinde polisler orda olur. Çoğunlukla Güney Amerika'da yaptığımız bu partiler, kamusal alanın kavramsallaştırılmasının ne kadar baskıcı olduğunun her zaman iyi bir göstergesiydi. Bu önemli ölçüde kötüleşti, bu yüzden hala bunun nerede mümkün olabileceğini bile bilmiyorum. Kamusal alan radikal bir şekilde özelleştirildiğinde, boom box'ların önünde ücretsiz olarak dans edemezsiniz, ya çalışmak için ya da bir şeyler satın almak için oradasınızdır, yoksa hoş karşılanmıyorsunuz. Umarım sokak partilerine bir şekilde geri dönebiliriz, ama hala nasıl olduğunu bulmaya çalışıyoruz.



22 Şubat'ta Minimüzikhol ve Red Bull Music iş birliği ile gerçekleşecek etkinliğin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.